Uludağ İçecek

1912

Uludag
Güzel doğasıyla meşhur Bursa, 1870 yılından itibaren tabiatın bir başka armağanıyla da tanınmaya başladı. Uludağ eteklerindeki Günderet Köyü’nde keşfedilen maden suyu kaynağı, bu yıldan başlayarak 2000’li yıllara uzanan sağlıklı içecek ve ticaret öyküsüne dönüştü. O yıllardaki adıyla Keşiş Dağı’ndaki maden suyu kaynağının kıymetini ilk fark eden de, bununla ilgili girişimleri yapan da, memuriyeti dolayısıyla Bursa’da bulunan İbrahim Talat Bey oldu. İbrahim Talat Bey, hatırı sayılır bir sermaye gerektiren bu iş için bir ortağa ihtiyaç duyarak Bursa’da ticaretle uğraşan Fransız vatandaşı Monsieur Brune (arşiv belgelerine göre Yosi Bürün) ile birlikte hareket etti. Önce maden suyunun mevkii tespit edildi, daha sonra sekiz dönümlük bu arazi, her bir yarısı bir ortağa ait olmak üzere Hacı Ali ile Molla Şerif oğlu Mustafa’dan üç bin kuruşa satın alındı. Ancak aynı dönemde bölgede Çitli maden sularını işleten Osmanlı vatandaşı iki tüccarın mağdur olacakları iddiasıyla yaptıkları başvuru üzerine İbrahim Talat Bey ve ortağı talep ettikleri işletme ruhsatını alamadılar. İbrahim Talat Bey ve ortağı 1890’da aynı bölgede bir başka araziyi daha satın alarak bir girişimde daha bulundularsa da bu da sonuçsuz kaldı. Monsieur Brune de bu girişimler üzerine hisselerini bir başka Fransız’a, Monsieur Bourousine’e devretti.

Ortaklar bir yandan kendi işleriyle ilgilenirken bir yandan da gerekli izinleri alabilmek için uzun süre uğraştılar ve en sonunda bu çabaları 1912 yılında başarıya ulaştı. İbrahim Talat Bey II. Meşrutiyet döneminin başladığı 1908 yılından itibaren devlet kadrolarında yapılan düzenlemelerden kendisi gibi mağdur olan kayınbiraderi Mehmet Fuad Bey ile birlikte maden suyu çıkarma ve işletme taleplerini yeniledi. Uzun yıllar bekledikleri, o zamanki adıyla Keşiş Dağı Maden Suyu işletme imtiyazını, gerekli şartları sağlamak, vergi ve harçları ödemek koşuluyla altmış yıl süreyle Sultan Mehmed Reşad’ın onayıyla aldılar. Ancak tesisin kurulması, gerekli tıbbi kontrollerin yapılması ve ürünün şişelerde görülmesi 1913 yılında gerçekleşti. Doktor Bedros tarafından yapılan tetkiklerde suyun mineral özellikleri Avrupa’daki madensularına “faik surette” nitelikli olduğundan şiddetle kullanımı tavsiye edilmişti.

Keşiş Dağı Maden Suları kullanımı yaygınlaştıkça adeta ilaca dönüştü. Doktor Bedros’tan sonra birçok hekim bu maden suyunu hastalarına öneriyordu. Bunlar içinde Bursa Gureba Hastanesi Baştabipliği’nce 10 Kasım 1914’te hazırlanmış bir raporda, şifa bulacak hastalar şöyle sıralanmıştı: “Hazımsızlık, mide, karaciğer, kum, nekros gibi bilcümle bevliye hastalıklarla böbrek, mesane iltihaplarında, idrar yolu hastalıklarında şifalı tesiri kati ve müsellemdir. Binaenaleyh bilumum Avrupa madensularından kat kat tercih edilir olan Keşiş Dağı maden suyunu umuma tavsiye etmeyi vecibe ad ederiz.

Takip eden yıllarda önce imtiyaz süresi uzatıldı. 1915 yılında ise maden suyunun işletme hakkı İbrahim Talat ve kayınbiraderi Mehmet Fuad Beylere ihale edildi. Maden suyu bölgesinin haritaları, suyun analizi, nezaretler arası yazışmalar içinde kesin neticenin Şura-yı Devlet’ten çıkması 1916 yazında gerçekleşmişti. Bu yıllarda da işlerde görece bir hareketlilik olduğu maden suyu şişeleri için Almanya’dan mantar getirtilmesinden de anlaşılabilir. Savaş yıllarında işletmeciliğin ve ithalatın güçlüğü ortadaydı. Fakat bu yıllarda Keşiş Dağı’nın üretimi sürdürebilen tek firma oluşu ve maden suyunun pek çok rahatsızlığa iyi gelmesi nedeniyle devletin yardım eli uzandı ve gerekli mantarlar başta Dâhiliye Nezareti olmak üzere üç bakanlığın yardımlarıyla temin edildi.

İbrahim Talat Bey 1917 yılında vefat edince, hisseleri eşi Şerife Hanım’a geçti. Bir imparatorluğun yıkıldığı ve bir Cumhuriyet’in kurulduğu bu yıllarda firmanın vârisleri ellerindeki “madeni” yaşatmaya çalıştı. Bu arada Keşiş Dağı Maden Suyu’nun müstakbel sahibi de ticarete ısınmaya başladı: Yağcızade Mehmet Hakkı Bey 1921 yılında bir bakkal dükkânı açtı.

1922’de ailenin Mehmed Fuad adlı iki ferdi de vefat etti. Bunlardan biri Şerife Hanım’ın oğlu, diğeri de kardeşiydi. Bu koşullar altında işletmenin tek vârisi konumunda kalan Şerife Hanım’ın imdadına kız kardeşi Neyyire Hanım’ın eşi Hüseyin Sıtkı Bey koştu. 1923 yılında yapılan bir mukaveleyle Şerife Hanım, uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuş ve savaş yıllarında Almanya ve Macaristan da dâhil olmak üzere pek ülkeden madalyalar almış Hüseyin Sıtkı Bey’e kendisine ömür boyu bakması koşuluyla haklarını devretti.

Bu tarihten itibaren iki yıl boyunca işletmeyi yeniden ayağa kaldırmak için çalışan Hüseyin Sıtkı Bey’den 1925 yılında, önceki yıllara ait üretim miktarları istendi. Buna göre 1922 yılında firma sahiplerinin yaşadığı can kayıpları ve Bursa’nın Yunanlılarca işgali nedeniyle üretim yapılamamıştı. Bu koşullar altında Hüseyin Bey beklenmedik bir şekilde ailenin sahip olduğu imtiyazı 1926 yılında kaybetti. Maden suyunun imtiyazı devlet tarafından devralındı ve 1931’de eski sahibine geçene kadar işletilmedi. Bu yıllar boyunca Sıtkı Bey birçok itirazda ve işletmesinin yeterlilikleriyle ilgili izahatlarda bulundu.

Bu yıllarda yaşanan bir başka gelişme de Keşiş Dağı isminin değişmesi oldu. 1925 yılında Dr. Osman Şevki Bey’in girişimleriyle yaşanan isim değişikliğiyle, suyun bulunduğu mevkiinin adı tüm harita bilgi kaynaklarında “Uludağ”a dönüştü. Hüseyin Sıtkı Bey’in sabır ve kararlılıkla yürüttüğü mücadele de meyvesini 1930 yılında verdi. Bu yıl içinde çıkan bir yayında ülkenin imtiyazlı üç maden suyu arasında yeniden Uludağ da sayılıyordu. Maden suyunun Gazi Mustafa Kemal imzalı yeni işletme imtiyazı belgesi Hüseyin Sıtkı Bey’e verildi. Ertesi yıl da imtiyaz satışı 1931’de Hüseyin Sıtkı Bey tarafından kurulan Uludağ Maden Suları Türk Limited Şirketi’ne yapıldı. Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir habere göre, Sıtkı Bey idaresindeki maden suyu tesislerinin civarında iki kuyu daha tespit edilmişti; bunlardan bir tanesi Vichy madensularının özelliklerini taşırken diğer Labon türüydü.

1930 yılında sigortacılıkla uğraşan Mehmet Hakkı Bey de Uludağ İçecek'in temellerini attı: Nilüfer Gazoz Fabrikası kurularak gazlı meşrubat üretimi başlatıldı. Oğlu Nuri Erbak 1932 yılında Uludağ Gazoz’un formülünü bulup, bu ürünü piyasaya sundu.

Bu girişimle Uludağ İçecek'in kuşaklar boyu sürecek marka macerası da başladı. Mart 1934’te Uludağ Maden Suyu’nun işletmesi Mehmet Hakkı Bey tarafından beş yıl süreyle kiralanarak Nilüfer markası güçlendirildi. Mehmet Hakkı Bey’in bu işletmeye daha yüksek bir vizyonla giriştiği belliydi. Zira 1934 yılında verdiği gazete ilanında önce maden suyunun iyi geldiği rahatsızlıklar sayılmış, ardından toplu satışlarda yapılacak indirimler ve abonelerin mahallerine servis hizmetinden söz edilmişti. Bunlardan daha da önemlisi ilanın alt kısmındaki nottu: “Taşralarda Acenteler Aranmaktadır.” İşlerin hacminin büyüdüğünün bir başka göstergesi de 1937 Selanik Fuarı’nda Uludağ Maden Suları’nın diğer bazı ürünler gibi Türkiye pavyonunda yerini almış olmasıydı. Uludağ, fuardan büyük ödülle (Grand Prix) döndü.

1938’de Mehmet Hakkı Erbak vefat ettiğinde geride önü açık bir şirket, enerjik bir varis kalmıştı. Uludağ Maden Suyu işletmesi mesul müdürü bu tarih itibariyle Nuri Erbak oldu. II. Dünya Savaşı yıllarında ticaret yeniden durağanlaştıysa da savaş sonrasında en saygın ticaret kayıtlarında kuruluş “Uludağ ‘Keşişdağ’ Maden Suları Türk Ltd.” adıyla ve 12.500 TL sermayesiyle boy göstermekteydi. 1949 yılında firma sahibi Nuri Erbak, markasını Uludağ Meyvalı Gazozları olarak tescil ettirdi. Elbette kısa bir süre sonra benzer logo ve isimlerle ortaya çıkanlar da olacaktı.

Bu markayı gelecekte temsil edecek olan Mehmet Erbak 1950 yılında dünyaya geldi. Nuri Erbak da hem cemiyet hem siyaset dünyasının gözde isimlerinden biri olarak iş yoğunluğu nedeniyle mesul müdürlük görevini kardeşi Yüksek Mimar İhsan Erbak’a bıraktı.

1955’te fabrikada kola ve portakallı gazoz üretimi başladı.

Bu yıllarda şirketin mülkiyeti konusunda önemli değişimler yaşandı. 22 Ekim 1953’te Uludağ Maden Suları Türk Limited Şirketi’nin ortaklarından İtalyan uyruklu Guido Parodi hisselerini Nuri Erbak’ın eşi Neriman Erbak’a devretti. Böylece şirketin 6.000 liralık ortaklık hisseleri Neriman Erbak’a, kalan kısmı ise Hüseyin Sıtkı Bey’e aitti. Fakat Hüseyin Sıtkı Bey 6 Ocak 1958’de vefat edince vasiyetnamesi gereği bütün hakları Nuri Zafer Erbak’a devredildi. 1958 itibariyle şirketin tüm hisseleri Erbak ailesine geçmiş oldu. Aile bundan sonra da üst düzey yöneticilerini hem akademik bir eğitimle donatma hem de kurum içinde çekirdekten ve aile içinden yetiştirme geleneğini sürdürdü. Bu çerçevede Mehmet Erbak henüz 15-16 yaşından itibaren şirketle meşgul olmaya başladı. 70’li yıllarda aldığı idari görevlerin ardından da Nuri Erbak’ın vefatından sonra 1993’te yönetim kurulunun başına geçti.

Tüm bu süreçler sürekli atılım ve yenilenme çalışmalarıyla iç içe yürüyordu. Maden sularında ilk yeşil şişe kullanımından, saatte önce 4000 sonra 8000 şişe üreten dolum tesislerine kadar sektörde büyük yenilikler Uludağ’dan geldi. Genişleyen bayi ağı, vergi listelerinde sürekli üst sıralarda bulunmak ve Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden Amerika’ya, Avustralya’ya uzanan pazarlama ve satış zinciri de bu gelişimin en doğal sonucu oldu.

Marka kuruluşundan bu yana devam eden büyüme doğrultusunda ilk alimünyum kapağı ve ilk depozitolu litrelik şişeyi 1978’de, dünyadaki ilk PET şişede yüksek mineralli doğal gazlı maden suyu üretimini 1981’de, ilk diyet meşrubatı 1985’te, Türkiye’deki ilk kutu ambalajı 1988’de, ev yapımı tadında ilk endüstriyel limonatayı 2007’de ve ilk kobalt mavi şişe üretimini 2009’da hayata taşıdı. Uludağ İçecek bugün, Bursa Yenice Sanayi Bölgesi’nde açık ve kapalı olmak üzere toplam 80.000 m², Uludağ Çaybaşı Köyü’nde ise toplam 50.000 m² alana yayılan ve dünyanın en yüksek teknolojilerine sahip iki tesise sahiptir. Önce maden suyu ve ardından gazozla devam eden ürün yelpazesi ise şu an, 107 farklı ambalaj ile 6 kategori, 18 alt marka ve 32 değişik ürüne ulaşmış durumdadır.

Bulunduğu şehre; eğitim, kültür ve sanat dallarında hayat vermek de, Uludağ İçecek'in yüz yılı aşkın süredir devam eden gelişiminin doğal bir parçası oldu. Bugün uzun soluklu ve sürdürülebilir temeller üzerine yerleştirilen projelerine; eğitim, spor, kültürsanat alanlarında devam ediyor ve sosyal paydaşlarının beklenti ve güvenini, ortaya koyduğu bu projelerle karşılamaya da özen gösteriyor. Meyveli içeceklerdeki birikimini maden suyuyla birleştirmek de bu gelişimin bir parçası oldu.

İletişim Bilgileri

BUTTİM arkası Doğanevler Mah. (Kanalboyu) No:33 Osmangazi – Bursa
T:0224 7381600

Ömer Avni Mahallesi, Meclisi Mebusan Cd., İnebolu Sokak, Ekemen Han, Arka Bina No:1 Kat:5 34427 Kabataş, Beyoğlu – İstanbul
T: 0 212 249 82 19

www.uludagicecek.com.tr
Harita